
pek cici lsd pullarını resmeden postumu saymazsak yaklaşık üç haftadır yazı yazmıyorum. neden dersen ki dersin eğer şu 3 hafta içinde sana yazacak olsam kişisel içeriğin tavan yaptığı, karmakarışık şeyler paylaşacaktım seninle. durum değişti de mi yazıyorsun dersen hayır derim, olabildiğine normal davranmak adına kendimi ne kadar kastığımı eklemek isterim. yine de şöyle söyleyeyim ki hayatımın gerçekten en fırtınalı dönemini yaşıyorum sanırım. on sekiz olduk ya adettendir deyip, loser triplerinde ordan oraya savruluyorum. anlatmak istiyorum şimdi sana. bak normal olmak istiyorum ben biliyor musun? burda böyle herkes gayet mutlu görünüyor ya, imreniyorum. bir sonraki adımımın getirip, götüreceklerini düşünmeden yaşamak istiyorum. bak bunu da yaptım bir kere ama eksik bir şeyler vardı yine. yöntemi bilmiyoruz tabi, yabancısıyız bu yolun. o an istediğimi yaptıktan sonra aslında onu hiç olmamış gibi varsaymayı da öğrenmeliymişim. yoksa şu an olduğu gibi ölüm arzusunu mıknatıs gibi çeken koyu karanlığa bir parça daha kara çalmış oluyorum. işte dediğim gibi sadece bir kere becerebildim bunu ondan sonra olmadı, olmuyor işte. bana gelip "bak kendini üzmeni istemiyorum. sen böyle değilsin, değildin. söz ver bana çabalıycaksın tamam mı?" diyor biri. ben de ona hala çok saçma ama bu diyorum. söz verdiğimde ne değişecek senin için, bir çaba göstermeyeceğimi, bir şeylerin değişmeyeceğini biliyorsun diyorum. olsun "söz ver" diyor. "hiç mantıklı değil" diyorum. "biraz olsun mantığı bir kenara bırak" diyor. ben de içimden "siktir git!" diyorum. bir kere daha anlıyorum insanlarla iletişimimi neden kestiğimi. ulan şu durumdaki adama böyle mi yaklaşılır? diyorum içimden o bana hayat felsefesinin güzelliğinden bahsederken. neymiş efendim hiçbir şeyi değiştiremezmişiz zaten olacak olan olurmuş, neden kendimizi üzelimmiş miş miş... hay senin kader anlayışına, yaşama biçimine... yine de mutlu be adam, kahretsin be! adam mutlu, şen şakrak bense sıkıntıdan geberiyorum. bak şunu da söyleyeyim: ben hani bu adamın hayat görüşüne bok atıyorum ya abicim irdele, düşünmeden yaşanmaz manyak mısın? diyorum ya. benim de ondan hiçbir farkım yok biliyor musun? dert ettiğim şeyleri eminim ortaokula giden sivilceli bir kız da düşünüyordur. farkettim ki ben altı yaşımdan beri bunları düşünüyorum. hatta gerileme var farkediyorum. ne günlerdi o zaman bea! altı yaşımı özlüyorum. on iki sene geçti koskoca. on iki sene... bir on iki sene sonra da otuz olacağım. ne kadar mesafe katedeceğim acaba. aç gözlü olduğumu farkettim bugün. sanki bir-iki ay içinde ölecekmişim gibi tüm deneyimleri sıkıştırmak istiyorum bir adım ötemdeki ana. sonra kısa buluyorum zamanı, vazgeçiyorum. ve hiçbir şeyi yaşayamıyorum. plansızlık mı diyorlar buna. hani sorarlar öss'de derece yapan adamlara "başarınızı neye borçlusunuz?" diye. cevabı biliyoruz zaten. "planlı çalıştım, kazandım. basketbol da oynadım, sinemaya da gittim, ders de çalıştım..." haklı ulan adam, aç gözlülüğüm olmasaydı belki ben de derece yapardım öss'de, uzak değildim yani. ama ne demiştim çok iyi hatırlıyorum. pişman olmayacaksın asla, pişman olacaksan kalkıp çalış. olmadım da çok ciddiyim olmadım. ama sırf söz verdiğimden olmadım. olurdum yoksa biliyorum, meyilliyim pişmanlığa. şimdi bu konuyu bir daha görüşmem lazım kendimle. pişman olcak mısın? hayır diyosun ama hayat var ulan önünde artık. üniversite değil ki hedefin. hayat, gerçek hayat işte seni bekliyor savaşa. onun karşısında zayıf düştüğünde pişman olmayacağına söz verebilir misin? bu konuyu düşünmeliyiz ben ve ben. doğru kararı alacağımızı umuyoruz. zamanın genişliğine inanmalıyım, hayat "an"dan sonraki bir saniyeden ibaret değil, bunu kavramalıyım belki de her an hatırlatmalıyım kendime, alışkanlık olsun diye. alışkanlıklarla aramız iyi, bilirsin. kötü alışkanlıklarımız yok neyse ki. ha kötü alışkanlık demişken bir sonraki postta şu lsd pullarının "esrar"ını dökelim ortaya.
hadi şimdi "gidin". peyk'den geliyor. "eheh:p"